Arşiv

Archive for the ‘Teknoloji’ Category

Neden Google kullanmalıyız?

Ekim 18, 2009 Hasan Gürsoy 1 yorum

Google benzersiz bir şekilde gelişmiş yazılım ve donanım olanaklarını kullanır. Farkettiğiniz gibi hızımız kendi arama algoritmamız ve binlerce düşük bedelli PC’lerin ağ üzerinde birlikte çalışmasıyla bir süperhızlı bir arama motoruna dayanır.

Yazılımımızın kalbi olan web sayfalarını derecelendirme sistemi,PageRank(TM) aynı zamanda kurucularımız olan Stanford Üniversitesinden Larry Page ve Sergey Brin tarafından tasarlanmıştır. Ve hergün düzinelerce mühendis Google’ı her yönden geliştirmeye çalışırken, PageRank bütün web arama araçlarımız için temel oluşturmaya devam eder.

PageRank Açıklandı
SayfaDeğeri(PageRank), sitenin doğal demokratik yapısına ve link içeriğine uygun olarak sitenin değerinin bir göstergesidir. Aslında Google, bir linki A sayfasında B sayfasına, B sayfası için A sayfasını kullanark bağlar. Fakat Google aynı zamanda sayfanın hakkının yenmemesi için bazı içerik analizleri de yaar. Kendisini “önemli” yapan oylar alan bir site önem sıralamasında diğer sitelerin üzerine çıkacaktır.

Önemli, yüksek kalitesi olan siteler, Google’ın her arama yapıldığında hatırladığı, daha yüksek PageRank’a (Sayfa Sıralaması) sahip olurlar. Tabiki, önemli sayfalar eğer aradığınız sorgu ile uyuşmuyorsa size birşey ifade etmezler. Bu sebeble, Google aramalarınızda hem önemli hemde konu ile ilgili sayfaları bulmak için PageRank’i karmaşık bir metin uyuşma tekniği ile birleştirir. Google aradığınız terim’in kaç defa sayfada görüntülendiğininde ilerisine gidip o sayfanın içeriğini tüm yönleri ile inceleyip (ve o sayfaya link veren sitelerin içeriğini) sizin sorgunuza iyi bir sonuçmu diye karar verir.

Bütünlük
Google’ın karmaşık, otomatikleştirilmiş yöntemleri, arama sonuçları üzerinde insan müdahalesini son derece zor hale getirmektedir. Ve, sonuçların üzerindeki ve yanındaki alanlara reklam yerleştirsek de, Google arama sonuçlarının içinde reklam yeri satmamaktadır (Mesela, kimse daha yüksek bir PageRank satın alamaz). Google’la yaptığınız her arama, aradığınız konuyla alakalı yüksek kaliteli web sitelerini bulmanın basit, dürüst ve tarafsız bir yoludur.

Neden Google?

Çünkü Google en uygun arama sonuçlarını — ilk ve hızlı — ulaştırır. Web üzerindeki inanılmaz miktarda bilgi, bu bilgiyi yararlı ve ulaşılabilir bir şekilde gösterebilen kusursuz bir arama servisi gerektirir. Güçlü bir arama aracı olmadan belirli bir web sitesini bulmak imkansız derecesinde zordur.

Google webe düzen getirir.
Google bilgi karmaşasına düzen getirmek için tasarlanmıştır. Bir arama servisi nasıl olmalıysa öyledir; düzenlenmiş, sınırlanmış bir dizin veya veya yüksek sıraları satılmış bir sonuç listesi değildir, Internet’i kendi yapısına göre organize eden düşünülmüş bir yöntemdir.

Google kullanıcılarının 1 milyondan fazla URL’yi aramasına imkan sağlar.
1 milyondan fazla URL’yi içeren Google’in indeksi türünün ilk örneğidir ve internetteki en kullanışlı sitelerin en geniş kolleksiyonunu sunar.

Google sadece sizin yazdığınız terimleri içeren sayfaları gösterir.
Diğer arama motorlarının aksine, Google sadece sizin aramak istediğiniz terimleri, metinlerinde veya linklerinde içeren sayfaları bulur. Arama terimlerinizle ilgili olmayan sonuçlarla hayal kırıklığı yaşamazsınız.

Google arama terimlerinizi sayfaların içinde işaretler.
Google’ın arama sonuçları, aradığınız tüm kelimeleri içermekle kalmaz, Google ayrıca aranan kelimelerin sayfaların içindeki yakınlığını da analiz eder. Diğer pek çok arama makinesinin aksine Google, sonuçları, aranan kelimelerin sayfa içindeki yakınlığına göre öncelik sırasına dizer. Aradığınız kelimelerin birbirine daha yakında bulunduğu sayfaları öne çıkarırız, böylece ilgisiz sonuçlar arasında dolaşarak vakit kaybetmezsiniz.

Google her sonuçla ilgili bir önizleme olanağı sunar.
Asla değişmeyen web sayfası özetleri yerine, Google arama sonuçlarında sizin aradığınıza uygun metinleri alıntılar. Bu özellik, ilgisiz bir web sayfasını yükleyerek zaman kaybetmenizi engeller.

Google size kendinizi şanslı hissettirebilir!
Google, şirket isimleri gibi bilindik terimleri aradığınızda doğru sonucu en başta karşınıza getirmek konusundaki başarısıyla öne çıkmaktadır. Bu yeteneğimize o kadar güveniyoruz ki, sizi aramanızın sonucundaki ilk web sitesine doğrudan götüren bir “Şansım Yerinde” düğmesi yerleştirdik. Google’ın “Şansım Yerinde” özelliği, sizi işe yarayacak bilgiye en çabuk yoldan ulaştırmayı amaçlamaktadır.

Google web sayfalarını belleğinde tutar.
Google sizin için sayfanın sunucusuna geçici olarak ulaşılamadığında görüntülemek için birçok web sayfasını önbelleğinde saklar. Alacağınız bilgi daha az güncel olacağına rağmen, bu önbellekteki materyali izlemek çoğu zaman normal bağlantıyı izlemekten daha hızlı olacaktır.

kaynak

Categories: Bilgisayar, Teknoloji Etiketler:, ,

Neden çelik paslanmaz?

Ağustos 17, 2008 Hasan Gürsoy Yorum yapın

Çelik ile demir arasında çok az bir fark vardır. Saf demir bir bakır kadar yumuşaktır. Onun içine yüzde 2′ye kadar karbon katılması ile inanılmaz bir mukavemet, sertlik ve mekanik özellikler elde edilir ki, adı artık çeliktir. Demirin bol olması, kolay ve ucuz elde edilmesi nedeniyle çeliğin de kullanımı çok yaygındır. Ancak çelikte de, demirde olan bir zayıf nokta vardır. Paslanma, diğer bir deyişle oksidasyon.
Günlük hayatımızda kullanılan eşyaların paslanması sonucu her yıl dünyada milyonlarca dolar boşa gitmektedir. Bu kaybın büyük bir kısmı demir ve çeliğin paslanmasından dolayıdır. Paslanmayı kısaca demirin havadaki oksijen ile birleşmesi olarak tanımlayabiliriz. Aslında bu elektro kimyasal bir reaksiyondur. Bu nedenle malzemenin bir yerinde başlayan paslanma boyanın altından geçerek diğer bir yerde ortaya çıkabilir.

çelik asma kilit

çelik asma kilit

Sadece demir ve çelik değil diğer metaller de paslanır. Örneğin, alüminyum, prinç, bronz gibi. Ancak onlarda malzeme ile oksijenin birleşmesinden oluşan çok ince tabaka, daha oluşur oluşmaz malzemenin hava ile temasını keserek koruyucu bir rol oynar, paslanmanın ilerlemesini önler. Bu tabaka o kadar incedir ki, malzemenin rengi hemen hemen değişmez. Demirdeki paslanmanın özelliği onun ve oksijen atomlarının boyutlarındaki büyük farktan dolayı yüzeyde sağlam bir birleşme olamaması, paslanmanın malzemenin içine nüfuz etmesi, sadece görüntü değil mukavemetin de bozulmasıdır.
Paslanmada havadaki nemin de etkisi büyüktür. Reaksiyondaki su miktarı pasın rengini de belirler. Bu nedenle pasın rengi siyah veya çok koyu kahverengi olabildiği gibi sarımtırak da olabilir. Paslanmanın hızını artıran faktörlerden bir diğeri de tuzdur. O da bu elektro-kimyasal reaksiyonun hızını arttırır. Kışın kar nedeni ile yollarına tuz dökülen yerler ve deniz kenarlarında paslanma daha hızlı olur.
Paslanmaz çelikten önce, paslanmayı önlemek için malzeme boyanıyor veya galvaniz kaplanıyordu. Bu çözümler de özellikle sağlık ve gıda sektöründe başka sorunlar yaratıyordu. İlk paslanmaz çeliği Harry Brearley, 1913 yılında tesadüfen keşfetti. Tüfek namluları için çeşitli metalleri birleştirerek deneyler yaparken bazılarının paslanmaya karşı dirençli olduklarını gördü. Her büyük buluşta olduğu gibi, o da bunu sanayicilere kabul ettirebilmek için uzun bir uğraş verdi.
Krom gibi bazı metaller, atom boyutlarının birbirine yakın olmasından dolayı oksijenle çok kolay ve süratli birleşirler. Kalınlığı birkaç atom olacak kadar çok ince ama çok sağlam bir tabaka oluştururlar. Başka reaksiyon olmaz. Bu tabaka zedelense bile tekrar oluşur. Krom belli bir oranda çeliğe katılırsa yine aynı olay olur, çelik artık paslanmaz.
Paslanmaz çeliğin içinde yüzde 10-30 krom vardır. Bu orana ve eklenecek nikel, titanyum, aliminyum, bakır, sülfür, fosfor ve benzeri elemanlara bağlı olarak kullanım yeri değişir.

Categories: Doğa, Neden, Teknik Bilgi, Teknoloji Etiketler:,

Jet-lag olayı nedir?

Ağustos 17, 2008 Hasan Gürsoy Yorum yapın

Bütün hayvanların vücutlarının, uyuma, vücut ısısı, üreme zamanı gibi periyodik fonksiyonlarını kontrol eden biyolojik bir iç saatleri vardır. Bu iç saatlerin çoğu, kendi fonksiyonları için kendi zaman dilimlerinde çalışır, ancak ışık ve sıcaklık gibi dış etkenlerden de etkilenir.
Eğer İstanbul’dan Newyork’a uçarsanız, sizin vücut saatiniz hala İstanbul’a ayarlıdır. Örneğin İstanbul’dan saat 12:00′de havalanır, 8 saatlik bir uçuştan sonra Newyork’a varırsanız, vücut saatiniz 20:00′dedir ama Newyork saat 13:00′ü yaşamaktadır. Vücudunuzun saati ortama göre 7 saat ileridedir. Karnınız acıkacak, biraz sonra uykunuz gelecektir ama, akşam olmasına bile daha 7-8 saat vardır.
İşte bu olaya jet-lag denilir. ‘Lag’in İngilizce’de anlamı geri kalma, gecikmedir. Bu durumda uçuştan sonra insanda yorgunluk duyulmakta, özellikle okuma, araba kullanma ve iş görüşmeleri gibi konularda motivasyon ve konsantrasyon eksikliği görülmektedir.
Dünya dönüşünü 24 saatte tamamladığından, dünya yüzeyi kuzeyden güneye her biri l saatlik 24 zaman bölgesine bölünmüştür. Örneğin İstanbul ile Newyork arasında 7 zaman bölgesi vardır ve aynı anda İstanbul’da saat 14:00 iken, Newyork’ta sabah 07:00′dir.
NASA’ya göre insan vücudunun biyolojik saatinin her bir zaman bölgesine, yani bir saatlik bir zaman değişimine alışması bir gün almaktadır. Bu durumda İstanbul’dan NewYork’a gidince vücut kendini ancak 7 gün sonra adapte edebilmektedir. Jet-lag olayı uçma mesafesine değil, kaç zaman bölgesinden geçtiğinize bağlıdır. Aynı mesafe, aynı zaman bölgesinde kuzey-güney mesafesinde gidilince jet-lag olayı görülmemektedir.
Jet-lag olayının doğuya doğru mu, yoksa batıya doğru mu seyahatte daha çok görüldüğü tartışma konusudur. Şüphesiz bu insanların çoğunluğunun yapısına ve yaşam düzeyine bağlıdır. Yapılan anketler sonucunda, çoğunluğun doğuya doğru yapılan uçuşlarda daha çok rahatsız olduğu, insanın vücut saatini hızlandırmada, yavaşlatmaya göre daha fazla zorlandığı görülmektedir. Küçük çocukların pek etkilenmediği jet-lag olayından en çok etkilenenler ise günlük yaşantısı düzenli ve rutin işler yaparak yaşayanlardır. Uçaktaki havanın kuru olması, seyahat süresince hareketin kısıtlı olması, içki içilmesi, yeterli sıvı içecek alınamaması, farklı iklimde farklı yemekler, insanlarda jet-lag’a karşı direnç kırıcı diğer etkenlerdir.

Ozon tabakası, güneşin zararlı ışınlarını nasıl engeller?

Şubat 25, 2008 Hasan Gürsoy Yorum yapın

Ozon (O3) gazı, oksijen gazının yine oksijen atomları ile girdiği bir reaksiyon sonucunda oluşur. Bu gaz, yeryüzünden yaklaşık 15 km. yüksekte bulunan stratosferin önemli bir bileşenidir.
Güneşin düşük dalga boylu ve yüksek dalga boylu mor ötesi (UV) ışınları, biyolojik evrim sürecinde maruz kalınmadığı için, çoğu organizma için oldukça zararlıdır. Biyologlar, canlı organizmaların dünya üzerinde görülmeye başlamasının, ozon tabakasının oluşumunun tamamlanmasıyla birlikte (yaklaşık 600 milyon yıl önce) ortaya çıktığını savunmaktadır. Bu nedenle de, canlılar, güneşin bu dalga boylarındaki ışınlarına evrim süreci boyunca maruz kalmamışlardır. Neyse ki, güneşin bu zararlı ışınlarının bir kısmı atmosferin yüksek tabakalarındaki O2 tarafından, bir kısmı da stratosferde bulunan ozon tabakası tarafından soğurulur.
Kloroflorokarbon (CFC:CloroFloroCarbon) gazları, stratosferde bulunan ozon tabakasının bozunmasında katalizör (hızlandırıcı) görevi görürler. Ozonun doğal olarak oluşma hızı, bozunma hızını dengeleyemez. Bu nedenle de, ozon tabakası incelir ve yoğun CFC birikimi bulunan noktalarda delinir.

Günümüzde dünyamızın çevresini saran bu tabaka, atmosfere salınan zararlı gazlardan dolayı hasar görmüş ve günry kutbu üzerinde (Antraktika) büyük çapta bir delik açılmıştır ve büyümeye devam etmektedir. Bu olayı önlemek için bir dizi önlem alınmıştır. Bizim önlemimiz ise şu an görüntülediğiniz sayfanın koyu renkte olması. Böylece monitörünüzün renkleri üretmek için harcadığı enerjiyi en aza indirdik. Siz de büyümeye engel olmak için üzerinde RoHS Compliant simgesi ve yazısı olan elektronik ürünlerden satın almaya dikkat edin.

Ozone hole

Klavye tuşları ömrü

Ağustos 7, 2007 Hasan Gürsoy Yorum yapın

Biliyormusunuz, bir klavye tuşuna verilen ortalama ömür 10,000,000 (on milyon) basıştır. Klavyenin ortalama çalışma ısısı 0˚~50˚C ve %80 nem oranıdır.

Press Key

Bilgisayarı nasıl çabucak kapatırız?

Ağustos 5, 2007 Hasan Gürsoy 1 yorum

Windows Logo 20×20 Seçenekler.:

  1. Fişi çekeriz :) .. (En hızlı çözüm, ama riskli. Tavsiye etmem.)
  2. Görev Yöneticisini (Task Manager) açıp (Ctrl+Alt+Del) buradan Kapat menüsüne geldikten sonra Ctrl tuşu ile birlikte Kapat veya Yeniden Başlata tıklarız. (Bu işlem sadece ikisi için geçerli, Askıya Alda veya Hazırda Beklette çalışmaz. İşlemin herhangi bir zararı yok.)
  3. Super Fast Shutdown gibi ek programlar kullanırız. Fakat bunların yaptıkları 2. adımdakinden farkı yok. (RAM’i ajanlarla meşkul etmeye gerek yok.)

Biliyormusunuz.. Henry Cavendish

Haziran 17, 2007 Hasan Gürsoy Yorum yapın

Fizik ve kimya alanındaki çalışmalarıyla birçok ilki gerçekleştiren Henry Cavendish ‘in özellikle elektrik konusundaki son bulusu ilginç ve önemlidir. Çünkü Cavendish elektrik akımını ölçmek için kendi vücudunu kullanıyor, akım şiddetini kestirebilmek için elektrotların uçlarını elleriyle tutarak, elektrik şokunu parınaklarında mı, bileklerine kadar mı, yoksa dirseklerine kadar mı duyduğuna bakıyordu. Yüz yıl kadar sonra, Cavendish’in notları bulununca, bütün bu araştırmaların İskoçyalı büyük matematiksel fizikçi James Clark Maxwell tarafından yinelendiğini biliyor muydunuz?

Henry Cavendish