Arşiv

Archive for the ‘İnsanoğlu’ Category

Domuz gribi belirtileri

Kasım 6, 2009 Hasan Gürsoy Yorumlar kapalı
Domuz gribi belirtileri

Domuz gribi belirtileri

Domuz gribi belirtileri:

  • Titreme, ateş
  • Baş ağrısı
  • Burun tıkanıklığı veya burun akıntısı
  • Boğaz ağrısı
  • Öksürük
  • Vücut ağrıları veya letarji
  • İştahsızlık, mide bulantısı veya kusma
  • İshal

Domuz giri belirtileri mevsimsel grip belirtilerine çok benzer. Eğer kendinizi hasta hissediyorsanız işe veya okula gitmek yerine evde kalın. Çünkü virüs bulaşmış bir kişi belirtiler baş göstermeden 24 saat öncesinde ve hastalık geçtikten 7 gün sonrasına kadar virüsü başkalarına bulaştırabilir. Eğer domuz gribi belirtileriniz varsa ve kendinizi hasta hissediyorsanız mutlaka doktorunuza gitmeden, telefon ile danışıp nasıl korunmanız gerektiği hakkında bilgi edinin.

Categories: Hayatta Kal, İnsanoğlu Etiketler:

Domuz gribi nedir, nasıl korunulur?

Ekim 21, 2009 Hasan Gürsoy Yorumlar kapalı

Domuz gribi nedir?

Domuz gribi, normalde domuzlarda görülen A tipi grip virüsünün yol açtığı bir solunum hastalığı olarak biliniyor ve bu hastalık hızla yayılabiliyor.

Swine flu - Domuz Gribi

Swine flu - Domuz Gribi

Domuz gribi insana bulaşır mı?
Domuz gribi domuzdan insana ve insandan insana bulaşabiliyor. Virüse karşı insanın doğal bağışıklığı bulunmuyor. Bu nedenle Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ ya da WHO:World Health Organization), hastalığın kontrolden çıkmak üzere olan geniş çaplı salgın olabileceği uyarısında bulunuyor.

Domuz gribi belirtileri nelerdir?
Belirtiler normal insan gribi belirtilerine benzer ve

  • Ateş
  • Öksürük
  • Boğaz ağrısı
  • Burun akıntısı
  • Vücut ağrıları
  • Baş ağrısı
  • Titreme halsizlik bazı vakalarda kusma ve ishal bildirilmiştir.
    Geçmişte zatürre ve solunum yetmezliği gibi ciddi hastalık ve ölümlere neden olduğu bildirilmiştir.

Domuz eti yiyenler domuz gribine yakalanır mı?
Domuz etinin yenmesiyle domuz gribi virüsü bulaşmıyor. Virüs solunum yoluyla bulaşmakta.

Bu virüs, domuzlarda yeni bir grip türü mü?
İnsanlardaki grip virüsü gibi, domuz gribi virüsü de domuzlarda sürekli değişim gösteriyor. Domuzların solunum yollarında domuz, insan ve kuş gribi virüslerine duyarlı alıcılar bulunuyor. Dolayısıyla domuzlar, virüslerin eş zamanlı bulaşması halinde yeni grip virüslerinin ortaya çıkma ihtimalini artırıyor.

DSÖ’ye göre, Meksika’da ölümlere neden olan domuz gribi virüsü A/H1N1. Bu virüs insandan insana bulaşabiliyor. A/H1N1 virüsü, insan, domuz ve kuş gribi virüslerinin karışımından oluşuyor.

Domuz gribinin tedavisi var mı?
Oseltamivir veya zanamivir kullanımı domuz gribinin önlenmesinde CDC tarafından tavsiye edilmektedir. İlaç kullanımı hastalığın seyrini hafifletmekte ve daha hızlı bir iyileşmeyi sağlayabilmektedir. Bunun yanı sıra ciddi komplikasyonların da gelişmesi engellenmiş olur. Antiviral ilaçlara, semptomların görülmeye başlamasından itibaren ilk iki gün içinde başlanması gerekir.

Domuz gribinin aşısı var mı?
Evet var.

500 bin dozluk domuz gribi aşısı Türkiye’ye geldi. Ankara ve Diyarbakır’da görülen vakalar yüzünden bazı okulların tatil edilmesiyle paniğe kapılan vatandaşlar, doktorların ağzından çıkacak kelimelere bakıyor.

PROF. DR. SERHAT ÜNAL: Bağışıklık sistemi zayıf olana öneririm
DOMUZ gribi binde 1-1.5 öldürüyor. Şu haliyle mevsimsel gribe göre daha az tehlikeli gibi düşünülmemeli. Bir virüsün tehlikesini, ne kadar sıklıkta görüldüğü ve ne kadar çok öldürücü olduğu belirler. Domuz gribi az öldürüyor ama çok sık görülüyor. Virüsün çok hızlı yayılması halinde kısa sürede, başta sağlık çalışanları olmak üzere çok kişiye bulaşmasıyla ciddi iş gücü kaybına, tedavi için ekonomik zarara, eğitim sisteminde aksamalara yol açacaktır. Domuz gribi aşısını da aynı mevsimsel aşı da olduğu gibi, ‘65 yaş üstü bağışıklık sistemi zayıflamış olanlara, karaciğer, böbrek, kalp yetmezliği çekenlere, kanser tedavisi görenlere’ yapılmasını öneriyoruz. Yumurtaya alerjisi olanlar yaptırmamalı. Mevsimsel aşı olanlar aynı zamanda domuz gribi aşısı da yaptırabilirler.

DOÇ. DR. ÖNDER ERGÖNÜL: Soğukkanlı olun DSÖ’yü dinleyin
BİR sağlık çalışanı olarak bu aşıyı vurulmam gerekiyorsa vurulurum, hastalarıma da tavsiye ediyorum. Muhtemel bir salgında sağlık çalışanları aktif çalışmak zorunda. Üç günlük iş güç kaybı sıkıntı yaratacağından, bu hizmetlerin aksamaması için aşı olmak isterim. Evet kafa karışıklığı var, ancak soğukkanlı olmayı öneriyorum. Çünkü Dünya Sağlık Örgütü’nü rehber alıyorum. Bu kurumun belirlediği risk gruplarına tavsiye ediyorum. Kamuoyunda DSÖ’ye ve ilaç firmalarına yönelik eleştiriler var. Şu ana kadar gördüğümüz bilimsel verilerin içinde olumsuz bir şey yok. Kahve sohbeti yapar gibi karşı çıkılması kafaları karıştırıyor. Hastalıkla ilgili paniğe yol açacak açıklamalar yapılması da doğru görmüyorum. Bilimsel araştırmaların azlığı ifadesi, kobay olacağız gibi söylemler de yanlış.

PROF. DR. AHMET R. KÜÇÜKUSTA: Çok yeni, yan etkileri şüpheli
OTUZ seneden beri uygulanmakta olan grip aşılarının etkinliği bile ciddi şekilde tartışılırken, henüz çok yeni üretilen bir aşının ne derece etkili olacağını bilmek mümkün değil. Her sene olağan gripten 250 bin -500 bin insan ölürken, domuz gribinden bu güne kadar ölen insan sayısı sadece 4 bin 500. Aşının çok kısa sürede üretilmiş olması ve katkı maddeleriyle ilgili yan etki ihtimalleri de hesaba katılmalı. Grip aşısına veya domuz gribi aşısına karşı değilim. Ben gerekliliği, etkinliği kesin olarak bilinmeyen ve yan etkileri konusunda şüpheler olan aşılara karşıyım. Olağan grip aşısını da etkinliği konusundaki kesinliği hakkında emin olmamakla birlikte ağır kalp, şeker, böbrek, KOAH hastalarına, bazı kan hastalığı ve bağışıklık yetersizliği olanlara tavsiye ediyorum.

PROF. DR. MUSTAFA BAKIR: Tehlikeyi görmek lazım, yaptırılmalı
BİR hekim olarak kendim de domuz gribi aşısını vurulacağım, çocuklarıma da yaptıracağım. Domuz gribi mevsimsel gribe oranla 5-10 kat daha fazla ölüme yol açıyor. Eğer kronik hastalığı varsa kişide ölüm oranları daha da yükseliyor. Biz Dünya Sağlık Örgütü’nü örnek alıyoruz. DSÖ, daha önce dünya medyasında çıkan haberlerin yanlış olduğunu açıkladı. Karşı çıkanlar önce DSÖ’nün sitesine girip oradaki bilgileri okusun. Sadece antikor geliştiriyor demek yalan söylemektir. Bütün dünyada ülkeler aşıyı harıl harıl yaparken, bunları tartışmak yanlış. Bu aşıda kullanılan adjuvanlar, 50 yıldır çocuklara kullanılan aşılarla benzer maddeler içeriyor. Yakın tehlikeyi görmek lazım. Ben bu yüzden hastalarıma vurulmalarını tavsiye ediyorum.

‘Termal kameralar’ artık önemini yitirdi

TÜRK Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları (KLİMİK) Derneği üyeleri yaptıkları bir toplantıyla domuz gribinden korunma ve yapılması gerekenler konusunda bir rehber belirledi. Buna göre, bu süreçte öncelikle yapılması gerekenler şöyle: Termal kameralar önemini yitirdi. Artık havalimanlarından kaldırmalı.

  • Yurtdışından gelenlerin doldurması istenen formlar da tıpkı termal kameralar gibi gereksiz.
  • Öksürürken ve hapşırırken ağzınızı ve burnunuzu kapatın. Kullandığınız mendilleri hemen çöpe atın.
  • Ellerinizi sabunlu suyla yıkayın. Su ve sabun bulamazsanız alkollü temizleyiciler kullanın. ‘El hijyeni’ uyulması en önemli kontrol önlemlerinden biridir.
  • Ellerinizi ağız ve buruna götürmeyin. Virüs bu yolla yayılabilir.
  • Çevrenizdeki hastalardan uzak durun.
  • Hastalanınca vakit geçirmeden doktora başvurun. Mümkünse okula ve işe gitmeyin.

Yararlı bağlantılar:

Camın arkasında güneşte bronzlaşabilir miyiz?

Nisan 19, 2009 Hasan Gürsoy Yorumlar kapalı

Hayır. Güneşte cildimizin renginin değişmesini sağlayan güneş ışığının içindeki ültraviyole (UV) ışınlarıdır ki bunlar camdan geçemez. UV ışınları görünmeyen, yüksek enerjili, kısa dalga boylu ve görebildiğimiz renk dağılımında mor rengin ötesinde yer alan ışınlardır. Bunun için çok güneşli bir havada, güneş tam karşıdan gelirken araba kullandığımızda yüzümüz değil de açık olan pencereye yaslı kolumuz kızarır.
Bizim bronzlaşma ve çok sağlıklı görünüyoruz diye beğendiğimiz, derimizin güneş altında rengini değiştirmesi olayı aslında ‘derma’ diye bilinen cildimizin ikinci tabakasındaki pigment hücrelerinin bir reaksiyonudur. Bu hücreler UV ışınlarına maruz kaldıklarında ‘melanin’ denilen daha koyu pigmentlerin miktarını artırırlar. Bu koyu pigmentler derimizin üst tabakalarına gelirler ve böylece derimizin rengi koyulaşır.
Melanin, UV ışınlarını emer, yani vücudun melanin üretimini artırması, vücudumuzu UV ışınlarının tehlikeli etkilerinden korumak içindir. Ama bir noktadan sonra bu da geçerli değildir. Güneşin altında ne kadar yanmış olursak olalım, derimizin rengi ne kadar koyulaşırsa koyulaşsın, yine de güneş ışığının içindeki UV ışınlarının yarısını derimiz içine almaya devam edebilir.
Aşırı UV ışınlarına maruz kalmak sonunda deri kanserine bile yol açabilir. Her yıl yarım milyon insanda bu hastalık görülmektedir. Özellikle gençler arasında giderek artmaktadır. Gerçi bu tür, genellikle başarı ile tedavi edilmektedir ama ciğere veya beyine yayılabilecek çok daha kötü türleri de vardır.
Çok güneşli havalarda UV ışınlarından korunmak, şapka ve gözlük takmak tavsiye edilir. UV ışınları gözlerimize de çok zararlıdır. Unutmayalım ki, vücudumuzdaki en ince deri göz kapaklarımızdadır. Güneşe çıkmak zorunda kalmayacaksa koruma faktörü yüksek krem ve yağlar kullanılmalıdır.
UV ışınları cisimlerden de yansır. Bu nedenle gölgede kalmak da çare değildir. İnsan gölgede de yanabilir.

suntan-linesGüneş enerjisi tahmin edilenden çok daha güçlüdür. Yeryüzünde 3 kilometrekarelik bir tarlanın bir gün boyunca güneşten aldığı enerji, Hiroşima üzerinde patlatılan atom bombasının salıverdiği enerjiye eşittir. Bombadan enerji bir anda boşaltıldığından, şok dalgaları oluşmuş ve ölümcül olmuştur.

Asansör düşerken zıplanılsa ne olur?

Nisan 19, 2009 Hasan Gürsoy Yorumlar kapalı

Düşünün ki, asansörünüz bozuldu ve 60-70 km/saat, yani saniyede 18 metre hızla düşüyor. Siz de son saniyede yukarı zıplıyorsunuz. Yukarı zıplamanız olsa olsa saniyede 4-5 metre hızla olabilir. Yani siz yine de yaklaşık saniyede 13-14 metre hızla yere düşmeye devam ediyorsunuz.
İster saniyede 18 metre, isterse 13 metre hızla yere düşün, sonuç fark etmez. Sizi yerden kazımak zorunda kalabilirler. Lütfen panik yapmayın, asansörü tutan tek bir kablo değildir, en azından 5 veya 6 kablo vardır. Bu kabloların her biri tek başına asansörün ağırlığım taşıyabilir.

elevator - asansör

elevator - asansör

Diyelim ki, bu kabloların hiçbiri görevini yapmadı, asansörü durduracak bir başka fren donanımı daha vardır. Hatta bazı asansör boşluklarında ilaveten yaylı veya yağlı, hayati tehlikeyi Önleyecek özel sistemler de bulunur.
Bu sistemlerin hiçbiri çalışmazsa yine de iyimser olmaya çalışın, hiç olmazsa hayatınızda bir kere, hiçbir katta durmadan doğrudan zemine inmiş oluyorsunuz!

Sirklerde kılıcı nasıl yutuyorlar?

Nisan 19, 2009 Hasan Gürsoy Yorumlar kapalı

İster inanın, ister inanmayın gösterilerde kılıcı yutanların yaptıkları numara sahte değildir. Gerçekten kılıcı yutarlar. Ana problem gırtlak adalelerini rahatlatmayı öğrenmek, böylece yutkunmaya mani olmaktır. Bu özellik haftalar boyu süren egzersizlerle kazanılabilir. Kılıcın boğazı kesme ihtimali yoktur, çünkü her iki tarafı da keskin değildir, yani kördür. Kılıcın ucu sivri gibi görünür ama midenizin tabanına ulaşamayacak boyda bir kılıç seçerseniz bu da problem yaratmaz. Kılıç ve alev yutmanın büyük ustalarından Dan Mannix, bu konuda 1951 yılında bir kitap bile yazmıştır. Mannix bu işi başarabilmek için haftalar boyunca, günde en az bir saat, kesme ihtimali olmayan bir kılıç ile çalıştığını söylüyor. Birinci problem yutkunma refleksinden çıkmış. Yine haftalarca öğle yemeği yemeyerek, kılıç boğazdan girerken boğazın büzüşmesi problemini halletmiş. Sonunda bir gün kılıcı sokarken boğazı gevşeyebilir hale gelmiş. Mannix işin en zor yanını geçtiğini zannederken esas zorlukla Adem Elma’sı denilen yerin arkasında karşılaşmış. Oradaki kıvrımı da geçmeyi başardıktan sonra, kaburga kemiklerine de dikkat ederek, kılıcı kabzasına kadar yutabilme yeteneğini kazanmış.

swallow

swallow - kılıç yutma

Kılıç yutmayı evde kendi kendine öğrenmeye kalkışmak son derece tehlikelidir. Hele bu numarayı yaparken konuşmayı profesyoneller düşünmezler bile. Yutmadan önce ve sonra kılıcın steril hale getirilmesi de çok önemli bir husustur.
Çok az da olsa katlanabilir kılıçları kullanan bazı hilebazlar ortaya çıkınca, Mannix kılıcı gerçekten yuttuğunu ispatlayacak başka numaralara geçmiş. Özel olarak imal edilmiş, çok ince kalınlıktaki, elektrik bağlantıları sadece bir tarafında bulunan, ‘U’ şeklindeki bir neon tüpü yutmuş. Elektrik verilip neon lambası yanınca, ışık vücudunun dışından da görülmüş. Böylece bu tip şeyleri gerçekten yuttuğunu ispatlamış.
Mannix ve asistanları işi öyle geliştirmişler ki, kızgın, kızarmış kılıçları yutma numaraları bile yapmışlar. Tabii önce asbest bir kılıç kınını yutarak.

İskambil kağıtlarındaki şekillerin anlamı nedir?

Nisan 19, 2009 Hasan Gürsoy Yorumlar kapalı

Oyun kartlarının nerede ve ne zaman ortaya çıktığı tam olarak bilinmiyor. 7. ve 10. yüzyıllar arasında Çin’de ortaya çıktığı ve 13. yüzyılda Marco Polo tarafından Avrupa’ya getirildiği tahmin ediliyor. Hindistan’dan veya Arabistan’dan geldiğini ileri sürenler de var ama bugünkü şekilleriyle kullanılmalarının 14. yüzyıl Fransa’sına dayandığı kesin gibi.

iskambil

iskambil

O tarihlerde, Fransa’da dört sınıf vardı ve iskambil kağıtlarındaki kupa, maça, karo ve sinek bu dört sınıfı temsil ediyordu. Kupa bir kalkanı andıran şekli ile asil sınıfı ve kiliseyi, maça bir mızrağın ucunu çağrıştıran şekli ile orduyu, karo ticari deniz işletmelerinin eşkenar dörtken kiremitlerinden esinlenerek orta sınıfı, sinek ise yonca yaprağına benzeyen şekli ile köylüyü temsil ediyordu. Bugün briç, poker veya benzeri oyunlarda, kupanın en değerli, sineğin ise en değersiz kart Olmasının nedeni işte bu sınıflamadır.
Aslında bizde papaz adı verilen kartın adı İngilizce’de kral (king), kızın ise kraliçedir (queen). Vale veya oğlan için ilk zamanlarda düzenbaz anlamına gelen ‘knave’ kelimesi kullanılırken, günümüzde ‘jack’ ismi kullanılmaktadır. Yani yabancı kartlarda kral ve kraliçe evli iken, bizde biraz yaşlı görülerek krala papaz adı verilmiş, kraliçeye de ‘kız’ denilerek oğlana layık görülmüştür.
Bazı ülkelerde oyun kartlarında değişik isim ve semboller kullanılmasına rağmen, en yaygın olanı Fransızların kullandıklarıdır. Fransızlar ‘maça’ şeklini mızrağa benzeterek ‘pique’ adını vermişlerdir. İngilizce’de ise aynı anlamdaki ’spades’ kelimesi kullanılmaktadır. Her ne kadar bir kalkanı andırdığı için asil sınıfı temsil ettiği ileri sürülse de ‘kupa’ klasik bir kalp şeklidir. Bu nedenle Fransızlar ona ‘coeur’, İngilizler ise ‘heart’ adını vermişlerdir.
‘Karo’ için Fransızca’da kare anlamındaki ‘carreau’ kullanılırken İngilizler elmas anlamındaki ‘diamond’u tercih etmişlerdir. Bizim ’sinek’ dediğimiz şekil ise çok açık üç yapraklı bir yoncadır. Fransızlar bu anlamdaki ‘trefle’ kelimesini kullanırlarken, İngilizler ‘club’ (kulüp) ismini kullanmışlardır.
İşte bu nedenle briç oyuncuları ‘maça’ya ‘pik’, ‘kupa’ya ‘kör’, ’sinek’e de ‘trefli’ derler, zaten aslına uygun olan ‘karo’yu da olduğu gibi kullanırlar. Birli, papaz, kız ve oğlan için kullanılan as, rua, dam ve vale isimleri de yine Fransızca karşılıkları As, Roi, Dame ve Valet kelimelerinden dilimize geçmiştir.

Categories: Nedir?, İnsanoğlu Etiketler:,

Trans yağ nedir?

Şubat 21, 2009 Hasan Gürsoy 1 yorum

Trans yağ asitleri

  • Bazı geviş getiren hayvanların (koyun, kuzu, inek gibi) işkembelerinde bakteriler tarafından doğal olarak oluşabilir.

  • Yağların çok yüksek sıcaklıklarda ısıtılması, kızartılması veya defalarca kullanılması sonucu ortaya çıkabilir.

  • Bitkisel sıvı yağların kısmen hidrojenasyonu ile oluşabilir.

Trans yağlar, tam yağlı süt, ve süt ürünleri, koyun ve kuzu etleri gibi bazı hayvansal kaynaklı ürünlerde bulunmaktadır. Günümüz teknolojisinde trans yağlar ortaya çıkmadan margarin üretmek mümkündür. Kısmi hidrojenasyon yerine tam hidrojenasyon yapıldığında margarinde trans yağ miktarı “neredeyse hiç yok” düzeyine gelmektedir.

Trans yağlar zararlı mıdır?
Trans yağların en önemli zararları; kötü kolesterol olarak bilinen LDL kolesterolü arttırması ve iyi kolesterol olarak bilinen HDL kolesterolü azaltmasıdır. Bunun sonucunda kardiyovasküler hastalıklara yakalanma riski de artar.

Tüm yağlar zararlı değil mi?
Hayır. İyi ve kötü kolesterol gibi, iyi ve kötü yağlar da vardır. Doymuş yağlar ve trans yağlar, kolesterol seviyesi üzerinde kötü etkiye sahipken; çoklu doymamış ve tekli doymamış yağlar (zeytinyağı, kanola yağı, soya yağı, mısırözü yağı, ayçiçeği yağı ), iyi etkiye sebep olurlar.

Yağların beslenmedeki rolü nedir?
Tüm bitkisel ve hayvansal kaynaklı gıdalar yağ içerir ve yağlar büyüme, gelişme ve sağlığın devamlılığı için önemlidir. Yağ besinlere gevreklik, lezzet sağlar ve tok hissetmemize sebep olur. Yağ, vücut için temel enerji kaynağı olmasının yanında; yalnız yağda çözünen A, D, E ve K vitaminlerinin ve karotenoidlerin de vücut tarafından daha kolay emilmesine yardımcı olur. Bu vitaminlerden;

  • A vitamini görme yeteneğinde, cildin daha sağlıklı olmasında ve bağışıklık sisteminde önemli rol oynar.
  • D vitamini kalsiyum emilimini sağlayarak kemik ve dişlerin güçlenmesinde etkilidir
  • E vitamini antioksidan özelliği ile hücre duvarının korunmasına yardımcı olur

Özellikle çocukların sağlıklı büyüme ve gelişiminde vücutta yapılamayan ve mutlaka dışarıdan besinlerle alınması zorunlu olan omega-3 ve omega-6 gibi temel yağlar büyük önem taşır. Bu yağlar sağlıklı büyüme ve gelişme için mutlaka gerekli olup hücrelerin olgunlaşmasında ve faaliyetlerinin yerine getirilmesinde oldukça önemlidir. Bu anlamda bitkisel yağlardan yapılan margarinler temel yağların iyi bir kaynağıdır.

Uzmanlar diyetteki doymuş yağ miktarının azaltılıp doymamış yağ miktarının dengeli olarak arttırılmasını önermektedir. Doymamış yağlar, doymuş yağların yerini aldığı zaman kan kolesterolünü düşürmeye yardımcı olmaktadır. Günümüzde insanlar çok fazla doymuş ve trans yağ tüketmektedir. Araştırmalar yüksek miktarda doymuş yağ ve kolesterol içeren ürünlerin tüketilmesinin kalp hastalığı, bazı kanser tipleri ve diyabetle ilişkili olduğunu göstermiştir. Margarinler doymamış yağlar açısından iyi kaynaklardır. Bitkisel yağlardan elde edildiği için de kolesterol içermezler. Yeme alışkanlıklarımızda yapmamız gereken en önemli değişikliklerden biri, toplam yağ alımımızı dengelemek (enerji ihtiyacımızın %30-%35’i) ve doğru türde (doymuş/doymamış dengelenmiş) yağ aldığımızdan emin olmaktır.

Ayrıca Harvard Tıp Okulu, Amerikan Kalp Cemiyeti ve Dünya Kalp Federasyonu gibi kuruluşlar da margarinleri sağlıklı beslenmenin bir parçası olarak önermektedir.

Ne kadar trans yağ alırsak sağlığımız tehlikeye girer?
Bilimsel olarak saptanmış kesin bir miktar olmamakla birlikte, WHO (Dünya Sağlık Örgütü), günlük enerji ihtiyacının maksimum %1′inin trans yağlardan alınmasını tavsiye etmektedir. Ayrıca, mümkün olduğunca az doymuş yağ, trans yağ ve kolesterol tüketilmesi tavsiye edilmektedir.

Trans yağlar beslenmeden tamamen çıkarılmalı mıdır?
Uzmanlara göre, beslenmeden trans yağların tamamen çıkarılması mümkün değildir. Çünkü trans yağlar tereyağ, tam yağlı kırmızı et, tam yağlı süt ve süt ürünleri ile hayvansal gıdalarda bulunmaktadır. Bu tip bir beslenme de, bazı besin öğelerinin yeterli alınmamasına ve sağlık açısından farklı risklerin oluşmasına neden olacaktır.

Kalp hastalıkları ile doymuş yağlar, trans yağlar, doymamış yağlar ve kolesterol arasında nasıl bir ilişki vardır?
Doymuş yağlar toplam kolesterol ve LDL (“kötü”) kolesterol düzeylerini artırır. Yağlı etler, yüksek oranda yağ içeren süt ürünleri ve içinde tereyağı bulunan birçok işlenmiş besin doymuş yağ kaynağıdır.

Omega-3 ve omega-6 yağları gibi doymamış yağlar ise toplam ve LDL kolesterol (kötü kolesterol) düzeylerini azaltır. Bu yağlar genellikler msırözü, ayçiçeği ve soya yağı gibi yağlarda bulunurlar. Tekli doymamış yağlar ise LDL (“kötü”) kolesterolü biraz azaltır. Zeytin, fındık ve yerfıstığı yağları tekli doymamış yağ içerir.

Trans yağ sadece margarinlerde mi var?
Sığır eti, koyun eti, süt, peynir gibi bazı hayvansal besinlerde doğal olarak trans yağ bulunmaktadır. Margarinlerde tereyağına kıyasla doymuş ve trans yağ düzeyleri çok daha azdır ve çok daha yüksek miktarda doymamış yağ içerirler, dolayısıyla sağlık açısından daha yararlıdırlar. Yıllar boyunca, birçok margarinin formülü toplam yağ, doymuş yağ ve trans yağ içeriği azalacak şekilde yenilenmiştir.

Margarin yapımında hangi yağlar kullanılıyor?
Türkiye’de MÜMSAD üyesi kuruluşlar tarafından üretilen margarinlerde (Gıdasa, Küçükbay, Unilever ve Ülker’in ürettiği (Becel, Bizim, Evin, Halk, Hüner, Kalbim, Luna, Luna Tereyağ Ötesi, Minerella, Orkide, Sana, Teremyağ) sadece ayçiçeği, soya, pamuk, palm yağı gibi bitkisel yağlar kullanılmaktadır.

Sıvı yağlarda trans yağ var mı?
Tıpkı margarinler gibi sıvı yağlarda da yüksek sıcaklıkta yapılan koku giderme (deodorizasyon) işlemi sonucu meydana gelen trans yağ miktarı %1’in altında, insan sağlığına zarar vermeyecek orandadır.

Margarinde trans bulunması nasıl önlenir?
Dünyadaki bilimsel gelişmelerin ışığında 90’lı yıllarda uygulamasına başlanan yeni teknolojiler sayesinde margarin üretiminde hidrojenasyon işlemi ülkemizde de asgari düzeye indirilmiştir. Margarin üreticileri trans yağ içermeyen margarin üretme teknolojisini ortaya koymuşlar ve margarinlerdeki trans yağ miktarını neredeyse sıfırlamışlardır.

Margarin bu kadar zararlı ise, sıvı yağ kullanmak daha yararlı değil mi?
Trans yağlardan arındırılmış, tamamen bitkisel yağların dengeli karışımı ile üretilen margarinlerin sağlıklı beslenme içinde önemli bir yeri vardır. Bitkisel yağlar A ve D vitaminleri bakımından oldukça fakirdir. Bu nedenle margarin sıvı yağlarla karşılaştırıldığında A ve D vitaminlerinin iyi bir kaynağıdır.
Ayçiçek, soya, mısırözü gibi sıvı yağlarda da en az margarin kadar trans yağlar bulunmaktadır. Çünkü bu yağlar da tıpkı margarinlerde olduğu gibi deodorizasyon işleminden geçmektedir.
Margarin ve sıvı yağların kalori değerleri de birbirinden farklıdır. 100 gram ayçiçek yağı yaklaşık 883 kalori iken, %60 yağlı kase margarin, yağ oranının düşük olması nedeniyle, 100 gramında 540 kalori içermektedir.
Ayrıca margarinler katıldıkları yemeklere sıvı yağlara kıyasla çok daha fazla lezzet katarlar. Bununla birlikte margarin ve sıvı yağların mutfaktaki kullanım alanları farklıdır.

Tereyağı margarinden daha mı sağlıklı?
Bitkisel yağlardan yapılan margarinler omega-3 ve omega-6 gibi temel yağları yüksek oranda içerirler. Bu yağlar vücut tarafından üretilemediğinden diyetimizin bir parçası olarak besinlerle alınmaları gereklidir.
Tereyağ doymuş yağ içeriği yüksek ve trans yağ içeren bir besindir. Bu nedenle kalp-damar hastalıklarına yakalanma riskini arttırır. Margarin ise temel yağlar ve A, D, E vitamini gibi önemli vitaminleri de sağlayan bir üründür. Bu nedenle kolesterol düzeyleri üzerinde olumsuz etkileri bulunmamaktadır. Ayrıca, tereyağının 100 gramında 230 miligram kolesterol bulunurken, kase ve paket margarinde kolesterol yoktur.

Trans yağlar kansere yol açıyormuş. Bu doğru mu?
Bugüne kadar elde edilen bilimsel verilerin hiçbirinde trans yağlarla kanser arasında herhangi bir sebep/sonuç ilişkisine rastlanmamıştır.

Sizin ürünlerinizde trans yağ var mı?
Şu anda derneğimiz üye şirketleri tarafından üretilen margarinlerde trans yağ miktarı %1’in altında, insan sağlığına zarar vermeyecek orandadır.

Trans yağ açısından sizin margarinlerinizle Avrupa’da üretilen margarinler arasında fark var mı?
Derneğimiz üye şirketlerinin ürettiği margarinlerde trans yağ oranı Avrupa ile aynı seviyededir, yani %1’in altındadır.

Trans yağ oranı paket ve kaselerde değişiyor mu? Niçin?
Türkiye’de MÜMSAD üyesi kuruluşlar tarafından üretilen paket ve kase margarinlerde trans yağ miktarları %1’in altındadır.

Margarinlerdeki trans yağ miktarını ne zaman düşürdünüz? Neden daha önce bu konuda bir aksiyon almadınız?
Bu konuda 2 önemli gelişme etken oldu. Birincisi insan vücudunda trans yağların doğmuş yağlara benzer etkiler gösterdiği bilimsel olarak son yıllarda kanıtlandı. İkincisi ise, margarin üretim prosesinde trans yağ oluşturmayan teknolojik gelişmeler yaşandı. Tüm bunların paralelinde biz de dünya ile eş zamanlı olarak aynı teknolojiyi kullanarak ürünlerimizdeki trans yağ oranını %1’in altına düşürdük.

Madem trans yağı düşürdünüz, paketlerin üzerine niçin trans yağ yoktur diye yazmıyorsunuz?
Şu anki mevcut Gıda Maddeleri Etiketleme Tebliği’ne göre bu bilgiyi margarinlerimizin üzerine yazamıyoruz. Bu yönde Tarım ve Köyişleri Bakanlığı nezdinde görüşmelerimiz devam ediyor.

kaynak