Arşiv

Archive for the ‘Biliyormusunuz’ Category

Kadınlar erkekleri neden severler?

Ekim 18, 2009 Hasan Gürsoy Yorum yapın
  1. Omuzları ergonomiktir.
  2. Ne kadar gereksiz detaylar içerirse içersin, anlattığımız her şeyi dinlerler.
  3. İltifat edip güzel ve akıllı hissetmemizi sağlarlar.
  4. Peşimizden koşturup özgüvenimizi arttırırlar.
  5. Traş olduklarında yanakları yumuşacık olur.
  6. Hesabı ödemek için istekli olurlar.
  7. Büyüyünce bize bakma hayalleri kurarlar.
  8. Çiçek alırlar.
  9. Her zaman için teknolojiden bizden daha iyi anlarlar.
  10. Bir araya geldiklerinde ilgimizi çekmeyen konulardan konuşup bizi sıksalar bile, teknik servis olarak işimize yararlar.
  11. Eve geç kalma dertleri olmadığından, bizi uğurlamadan eve gitmezler.
  12. Ailemizden gece izni alabilmemiz icin dua ederler.
  13. Ağladığımızda bizden fazla üzülürler.
  14. Ağlayarak onlara her istediğinizi yaptırabilirsiniz (üstelik bu gerçeği bilirler de).
  15. Pek ağlamazlar ama ağladıklarında da çok şirin olurlar.
  16. Sık sık en iyi arkadaşımız olurlar.
  17. Bizim için ulaşamadığımız raflardaki esyaları alırlar.
  18. Riskli işlere onlar girerler.
  19. Bi durum olduğunda müdahale ederler.
  20. Namus kurtarmacalık oynarlar, kendilerini Cüneyt Arkın zannederler.
  21. Olmadık şeyleri kıskanıp bizi kendilerine güldürürler.
  22. Kapıları açar, hatta bazen sandalyelerimizi tutarlar.
  23. Takım elbise ile acaip janti olurlar.
  24. Öpücüklerden sıkılmazlar.
  25. Sadece yumuşak olmamız bile onlar için müthiştir.
  26. Çocuk doğurma yeteneğine sahip olmamızı büyük bir hayret ve saygı ile karşılarlar. Onlar takdir edilmekten büyük zevk alan, güçlü görünüşlü küçük çocuklardır. Yaptıklarını onaylıyor gibi görünüp istediğimizi yaptırır, sonra da acırız. Pek tatlı şeylerdir doğrusu. Bu güzellikleri her gün yaşamak ya da bir daha asla yaşamamak için…
Categories: Biliyormusunuz, Cinsellik Etiketler:,

Asansör düşerken zıplanılsa ne olur?

Nisan 19, 2009 Hasan Gürsoy Yorum yapın

Düşünün ki, asansörünüz bozuldu ve 60-70 km/saat, yani saniyede 18 metre hızla düşüyor. Siz de son saniyede yukarı zıplıyorsunuz. Yukarı zıplamanız olsa olsa saniyede 4-5 metre hızla olabilir. Yani siz yine de yaklaşık saniyede 13-14 metre hızla yere düşmeye devam ediyorsunuz.
İster saniyede 18 metre, isterse 13 metre hızla yere düşün, sonuç fark etmez. Sizi yerden kazımak zorunda kalabilirler. Lütfen panik yapmayın, asansörü tutan tek bir kablo değildir, en azından 5 veya 6 kablo vardır. Bu kabloların her biri tek başına asansörün ağırlığım taşıyabilir.

elevator - asansör

elevator - asansör

Diyelim ki, bu kabloların hiçbiri görevini yapmadı, asansörü durduracak bir başka fren donanımı daha vardır. Hatta bazı asansör boşluklarında ilaveten yaylı veya yağlı, hayati tehlikeyi Önleyecek özel sistemler de bulunur.
Bu sistemlerin hiçbiri çalışmazsa yine de iyimser olmaya çalışın, hiç olmazsa hayatınızda bir kere, hiçbir katta durmadan doğrudan zemine inmiş oluyorsunuz!

Sirklerde kılıcı nasıl yutuyorlar?

Nisan 19, 2009 Hasan Gürsoy Yorum yapın

İster inanın, ister inanmayın gösterilerde kılıcı yutanların yaptıkları numara sahte değildir. Gerçekten kılıcı yutarlar. Ana problem gırtlak adalelerini rahatlatmayı öğrenmek, böylece yutkunmaya mani olmaktır. Bu özellik haftalar boyu süren egzersizlerle kazanılabilir. Kılıcın boğazı kesme ihtimali yoktur, çünkü her iki tarafı da keskin değildir, yani kördür. Kılıcın ucu sivri gibi görünür ama midenizin tabanına ulaşamayacak boyda bir kılıç seçerseniz bu da problem yaratmaz. Kılıç ve alev yutmanın büyük ustalarından Dan Mannix, bu konuda 1951 yılında bir kitap bile yazmıştır. Mannix bu işi başarabilmek için haftalar boyunca, günde en az bir saat, kesme ihtimali olmayan bir kılıç ile çalıştığını söylüyor. Birinci problem yutkunma refleksinden çıkmış. Yine haftalarca öğle yemeği yemeyerek, kılıç boğazdan girerken boğazın büzüşmesi problemini halletmiş. Sonunda bir gün kılıcı sokarken boğazı gevşeyebilir hale gelmiş. Mannix işin en zor yanını geçtiğini zannederken esas zorlukla Adem Elma’sı denilen yerin arkasında karşılaşmış. Oradaki kıvrımı da geçmeyi başardıktan sonra, kaburga kemiklerine de dikkat ederek, kılıcı kabzasına kadar yutabilme yeteneğini kazanmış.

swallow

swallow - kılıç yutma

Kılıç yutmayı evde kendi kendine öğrenmeye kalkışmak son derece tehlikelidir. Hele bu numarayı yaparken konuşmayı profesyoneller düşünmezler bile. Yutmadan önce ve sonra kılıcın steril hale getirilmesi de çok önemli bir husustur.
Çok az da olsa katlanabilir kılıçları kullanan bazı hilebazlar ortaya çıkınca, Mannix kılıcı gerçekten yuttuğunu ispatlayacak başka numaralara geçmiş. Özel olarak imal edilmiş, çok ince kalınlıktaki, elektrik bağlantıları sadece bir tarafında bulunan, ‘U’ şeklindeki bir neon tüpü yutmuş. Elektrik verilip neon lambası yanınca, ışık vücudunun dışından da görülmüş. Böylece bu tip şeyleri gerçekten yuttuğunu ispatlamış.
Mannix ve asistanları işi öyle geliştirmişler ki, kızgın, kızarmış kılıçları yutma numaraları bile yapmışlar. Tabii önce asbest bir kılıç kınını yutarak.

Trans yağ nedir?

Şubat 21, 2009 Hasan Gürsoy 1 yorum

Trans yağ asitleri

  • Bazı geviş getiren hayvanların (koyun, kuzu, inek gibi) işkembelerinde bakteriler tarafından doğal olarak oluşabilir.

  • Yağların çok yüksek sıcaklıklarda ısıtılması, kızartılması veya defalarca kullanılması sonucu ortaya çıkabilir.

  • Bitkisel sıvı yağların kısmen hidrojenasyonu ile oluşabilir.

Trans yağlar, tam yağlı süt, ve süt ürünleri, koyun ve kuzu etleri gibi bazı hayvansal kaynaklı ürünlerde bulunmaktadır. Günümüz teknolojisinde trans yağlar ortaya çıkmadan margarin üretmek mümkündür. Kısmi hidrojenasyon yerine tam hidrojenasyon yapıldığında margarinde trans yağ miktarı “neredeyse hiç yok” düzeyine gelmektedir.

Trans yağlar zararlı mıdır?
Trans yağların en önemli zararları; kötü kolesterol olarak bilinen LDL kolesterolü arttırması ve iyi kolesterol olarak bilinen HDL kolesterolü azaltmasıdır. Bunun sonucunda kardiyovasküler hastalıklara yakalanma riski de artar.

Tüm yağlar zararlı değil mi?
Hayır. İyi ve kötü kolesterol gibi, iyi ve kötü yağlar da vardır. Doymuş yağlar ve trans yağlar, kolesterol seviyesi üzerinde kötü etkiye sahipken; çoklu doymamış ve tekli doymamış yağlar (zeytinyağı, kanola yağı, soya yağı, mısırözü yağı, ayçiçeği yağı ), iyi etkiye sebep olurlar.

Yağların beslenmedeki rolü nedir?
Tüm bitkisel ve hayvansal kaynaklı gıdalar yağ içerir ve yağlar büyüme, gelişme ve sağlığın devamlılığı için önemlidir. Yağ besinlere gevreklik, lezzet sağlar ve tok hissetmemize sebep olur. Yağ, vücut için temel enerji kaynağı olmasının yanında; yalnız yağda çözünen A, D, E ve K vitaminlerinin ve karotenoidlerin de vücut tarafından daha kolay emilmesine yardımcı olur. Bu vitaminlerden;

  • A vitamini görme yeteneğinde, cildin daha sağlıklı olmasında ve bağışıklık sisteminde önemli rol oynar.
  • D vitamini kalsiyum emilimini sağlayarak kemik ve dişlerin güçlenmesinde etkilidir
  • E vitamini antioksidan özelliği ile hücre duvarının korunmasına yardımcı olur

Özellikle çocukların sağlıklı büyüme ve gelişiminde vücutta yapılamayan ve mutlaka dışarıdan besinlerle alınması zorunlu olan omega-3 ve omega-6 gibi temel yağlar büyük önem taşır. Bu yağlar sağlıklı büyüme ve gelişme için mutlaka gerekli olup hücrelerin olgunlaşmasında ve faaliyetlerinin yerine getirilmesinde oldukça önemlidir. Bu anlamda bitkisel yağlardan yapılan margarinler temel yağların iyi bir kaynağıdır.

Uzmanlar diyetteki doymuş yağ miktarının azaltılıp doymamış yağ miktarının dengeli olarak arttırılmasını önermektedir. Doymamış yağlar, doymuş yağların yerini aldığı zaman kan kolesterolünü düşürmeye yardımcı olmaktadır. Günümüzde insanlar çok fazla doymuş ve trans yağ tüketmektedir. Araştırmalar yüksek miktarda doymuş yağ ve kolesterol içeren ürünlerin tüketilmesinin kalp hastalığı, bazı kanser tipleri ve diyabetle ilişkili olduğunu göstermiştir. Margarinler doymamış yağlar açısından iyi kaynaklardır. Bitkisel yağlardan elde edildiği için de kolesterol içermezler. Yeme alışkanlıklarımızda yapmamız gereken en önemli değişikliklerden biri, toplam yağ alımımızı dengelemek (enerji ihtiyacımızın %30-%35’i) ve doğru türde (doymuş/doymamış dengelenmiş) yağ aldığımızdan emin olmaktır.

Ayrıca Harvard Tıp Okulu, Amerikan Kalp Cemiyeti ve Dünya Kalp Federasyonu gibi kuruluşlar da margarinleri sağlıklı beslenmenin bir parçası olarak önermektedir.

Ne kadar trans yağ alırsak sağlığımız tehlikeye girer?
Bilimsel olarak saptanmış kesin bir miktar olmamakla birlikte, WHO (Dünya Sağlık Örgütü), günlük enerji ihtiyacının maksimum %1′inin trans yağlardan alınmasını tavsiye etmektedir. Ayrıca, mümkün olduğunca az doymuş yağ, trans yağ ve kolesterol tüketilmesi tavsiye edilmektedir.

Trans yağlar beslenmeden tamamen çıkarılmalı mıdır?
Uzmanlara göre, beslenmeden trans yağların tamamen çıkarılması mümkün değildir. Çünkü trans yağlar tereyağ, tam yağlı kırmızı et, tam yağlı süt ve süt ürünleri ile hayvansal gıdalarda bulunmaktadır. Bu tip bir beslenme de, bazı besin öğelerinin yeterli alınmamasına ve sağlık açısından farklı risklerin oluşmasına neden olacaktır.

Kalp hastalıkları ile doymuş yağlar, trans yağlar, doymamış yağlar ve kolesterol arasında nasıl bir ilişki vardır?
Doymuş yağlar toplam kolesterol ve LDL (“kötü”) kolesterol düzeylerini artırır. Yağlı etler, yüksek oranda yağ içeren süt ürünleri ve içinde tereyağı bulunan birçok işlenmiş besin doymuş yağ kaynağıdır.

Omega-3 ve omega-6 yağları gibi doymamış yağlar ise toplam ve LDL kolesterol (kötü kolesterol) düzeylerini azaltır. Bu yağlar genellikler msırözü, ayçiçeği ve soya yağı gibi yağlarda bulunurlar. Tekli doymamış yağlar ise LDL (“kötü”) kolesterolü biraz azaltır. Zeytin, fındık ve yerfıstığı yağları tekli doymamış yağ içerir.

Trans yağ sadece margarinlerde mi var?
Sığır eti, koyun eti, süt, peynir gibi bazı hayvansal besinlerde doğal olarak trans yağ bulunmaktadır. Margarinlerde tereyağına kıyasla doymuş ve trans yağ düzeyleri çok daha azdır ve çok daha yüksek miktarda doymamış yağ içerirler, dolayısıyla sağlık açısından daha yararlıdırlar. Yıllar boyunca, birçok margarinin formülü toplam yağ, doymuş yağ ve trans yağ içeriği azalacak şekilde yenilenmiştir.

Margarin yapımında hangi yağlar kullanılıyor?
Türkiye’de MÜMSAD üyesi kuruluşlar tarafından üretilen margarinlerde (Gıdasa, Küçükbay, Unilever ve Ülker’in ürettiği (Becel, Bizim, Evin, Halk, Hüner, Kalbim, Luna, Luna Tereyağ Ötesi, Minerella, Orkide, Sana, Teremyağ) sadece ayçiçeği, soya, pamuk, palm yağı gibi bitkisel yağlar kullanılmaktadır.

Sıvı yağlarda trans yağ var mı?
Tıpkı margarinler gibi sıvı yağlarda da yüksek sıcaklıkta yapılan koku giderme (deodorizasyon) işlemi sonucu meydana gelen trans yağ miktarı %1’in altında, insan sağlığına zarar vermeyecek orandadır.

Margarinde trans bulunması nasıl önlenir?
Dünyadaki bilimsel gelişmelerin ışığında 90’lı yıllarda uygulamasına başlanan yeni teknolojiler sayesinde margarin üretiminde hidrojenasyon işlemi ülkemizde de asgari düzeye indirilmiştir. Margarin üreticileri trans yağ içermeyen margarin üretme teknolojisini ortaya koymuşlar ve margarinlerdeki trans yağ miktarını neredeyse sıfırlamışlardır.

Margarin bu kadar zararlı ise, sıvı yağ kullanmak daha yararlı değil mi?
Trans yağlardan arındırılmış, tamamen bitkisel yağların dengeli karışımı ile üretilen margarinlerin sağlıklı beslenme içinde önemli bir yeri vardır. Bitkisel yağlar A ve D vitaminleri bakımından oldukça fakirdir. Bu nedenle margarin sıvı yağlarla karşılaştırıldığında A ve D vitaminlerinin iyi bir kaynağıdır.
Ayçiçek, soya, mısırözü gibi sıvı yağlarda da en az margarin kadar trans yağlar bulunmaktadır. Çünkü bu yağlar da tıpkı margarinlerde olduğu gibi deodorizasyon işleminden geçmektedir.
Margarin ve sıvı yağların kalori değerleri de birbirinden farklıdır. 100 gram ayçiçek yağı yaklaşık 883 kalori iken, %60 yağlı kase margarin, yağ oranının düşük olması nedeniyle, 100 gramında 540 kalori içermektedir.
Ayrıca margarinler katıldıkları yemeklere sıvı yağlara kıyasla çok daha fazla lezzet katarlar. Bununla birlikte margarin ve sıvı yağların mutfaktaki kullanım alanları farklıdır.

Tereyağı margarinden daha mı sağlıklı?
Bitkisel yağlardan yapılan margarinler omega-3 ve omega-6 gibi temel yağları yüksek oranda içerirler. Bu yağlar vücut tarafından üretilemediğinden diyetimizin bir parçası olarak besinlerle alınmaları gereklidir.
Tereyağ doymuş yağ içeriği yüksek ve trans yağ içeren bir besindir. Bu nedenle kalp-damar hastalıklarına yakalanma riskini arttırır. Margarin ise temel yağlar ve A, D, E vitamini gibi önemli vitaminleri de sağlayan bir üründür. Bu nedenle kolesterol düzeyleri üzerinde olumsuz etkileri bulunmamaktadır. Ayrıca, tereyağının 100 gramında 230 miligram kolesterol bulunurken, kase ve paket margarinde kolesterol yoktur.

Trans yağlar kansere yol açıyormuş. Bu doğru mu?
Bugüne kadar elde edilen bilimsel verilerin hiçbirinde trans yağlarla kanser arasında herhangi bir sebep/sonuç ilişkisine rastlanmamıştır.

Sizin ürünlerinizde trans yağ var mı?
Şu anda derneğimiz üye şirketleri tarafından üretilen margarinlerde trans yağ miktarı %1’in altında, insan sağlığına zarar vermeyecek orandadır.

Trans yağ açısından sizin margarinlerinizle Avrupa’da üretilen margarinler arasında fark var mı?
Derneğimiz üye şirketlerinin ürettiği margarinlerde trans yağ oranı Avrupa ile aynı seviyededir, yani %1’in altındadır.

Trans yağ oranı paket ve kaselerde değişiyor mu? Niçin?
Türkiye’de MÜMSAD üyesi kuruluşlar tarafından üretilen paket ve kase margarinlerde trans yağ miktarları %1’in altındadır.

Margarinlerdeki trans yağ miktarını ne zaman düşürdünüz? Neden daha önce bu konuda bir aksiyon almadınız?
Bu konuda 2 önemli gelişme etken oldu. Birincisi insan vücudunda trans yağların doğmuş yağlara benzer etkiler gösterdiği bilimsel olarak son yıllarda kanıtlandı. İkincisi ise, margarin üretim prosesinde trans yağ oluşturmayan teknolojik gelişmeler yaşandı. Tüm bunların paralelinde biz de dünya ile eş zamanlı olarak aynı teknolojiyi kullanarak ürünlerimizdeki trans yağ oranını %1’in altına düşürdük.

Madem trans yağı düşürdünüz, paketlerin üzerine niçin trans yağ yoktur diye yazmıyorsunuz?
Şu anki mevcut Gıda Maddeleri Etiketleme Tebliği’ne göre bu bilgiyi margarinlerimizin üzerine yazamıyoruz. Bu yönde Tarım ve Köyişleri Bakanlığı nezdinde görüşmelerimiz devam ediyor.

kaynak

Küresel Isınma için biz ne yapabiliriz?

Şubat 13, 2009 Hasan Gürsoy Yorum yapın

Ulaşım

  • Gereksiz yere uçak kullanmayalım. 500km’den kısa mesafelerde tren kullanmak daha az enerji tüketir ve daha az kirlilik yaratır.
  • Mümkün olduğunca toplu taşıma araçlarını kullanmaya özen gösterelim.
  • Yürüyerek gidebileceğiniz bir yere motorlu araçla gitmeyelim.

Devlet Olarak küresel ısınmaya karşı yapılabilecekler

  • Öncelikle Türkiye’nin gerçekçi bir sera gazı değerlerini belirlemek.
  • Hidrolik enerjiden en fazla yararlanmak.
  • Rüzgar enerjisi, güneş enerjisi, jeotermal enerji ve diğer yenilenebilir enerji kaynaklarını teşvik etmek.
  • Boş arazileri ağaçlandırmak.
  • Orman yangınlarını kontrol etmek.
  • Termik santrallerde, iyi yakma metotlarını geliştirmek ve kaliteli yakıt kullanmak.
  • Isınma amaçlı yakıtları kontrol etmek.
  • Halkı bilinçlendirmek.
  • Tarım politikasını gözden geçirmek.
  • Turizm planlamasını yeniden yapmak.

Yerel Yönetimlerin küresel ısınmaya karşı yapabilecekleri

  • İklim değişiminin etkilerini çocuklarımız ve onların çocukları daha çok yaşayacaklar. Bu nedenle, okullarda iklim değişimi konusunda eğitici programlar düzenlemek.
  • Enerji ve su tasarrufunu projelendirerek uygulamaya sokmak.
  • Yeni su kaynakları ve yenilenebilir enerji kaynakları bulmak.
  • Sera gazlarını azaltacak önlemleri ve denetimleri artırmak.
  • Altyapı ve yerleşim planlamalarında iklim değişimi etkilerini göz önüne almak.
  • Büyük şehirlere göçü cazip halden çıkartmak, geri göçü özendirmek.

Birey Olarak küresel ısınmaya karşı yapabileceklerimiz

  • Evde en çok kullanılan 5 ampülü en az enerji tüketen cinslerle değiştirmek. 2.5 milyon evde yapılan bu uygulama ile 1 yılda 800.000 aracın atmosfere verdiği sera gazına eşdeğer tasarruf yapmış oluyoruz. Aynı zamanda elektrik faturamız da düşük gelecektir.
  • Evlerdeki 2. televizyonları teke indirmeliyiz.
  • Klimaların filtrelerini 3 ayda bir değiştirmeliyiz. Kirlenen filtreler hava akışını yavaşlatacağından cihaz daha fazla enerji harcayacaktır.
  • İşyerinize veya evinize alacağınız yeni ekipmanların mutlaka enerji tasarrufu fazla olanlarını tercih edin.
  • Su kullanımındaki savurganlık, hem enerji tüketimini, hem de su tüketimini artırmaktadır. Örneğin, diş temizliğinde ve traş olurken musluklar mutlaka kapatılmalıdır.
  • Tuvaletlerin sifonları, sızıntılara karşı gözden geçirilmelidir.
  • Ekili hobi bahçenizi mutlaka küçültün. Sulama gerektirmeyen alanları büyütün. Az sulama gerektiren bitkiler dikin.
  • Aracınızı hortumla değil de kova su ile yıkayın.
  • Evinizde ve işyerinizde, kullanmadığınız zamanlarda lamba, TV, radyo, bilgisayar gibi elektronik cihazların fişlerini çekin/kapatın.
  • Yaz aylarında evinizin güneş alan penceresine beyaz perde takın ve gün boyu kapalı tutun.
  • Ağaç dikin. Her ağaç atmosferden önemli ölçüde sera gazı (CO2) emer.
  • Yakın mesafelere yürüyün. Uzun mesafeler için metro ve tramvayı tercih edin.
  • Tüketimi azaltın.
  • Aracınızı düşük hızda kullanın. “Para sizin olabilir ama dünya hepimizin.”
  • Bunları çevrenizdekilere anlatın.

kaynak.: kuresel-isinma.org

Neden ayların günleri 28, 30, 31 gibi farklıdır?

Ocak 21, 2009 Hasan Gürsoy Yorum yapın
TAkvim

Takvim

Romalılar milattan 758 yıl önce 10 aylık takvim uygulamasına başladılar. Bu ilk orijinal Roma takviminde aylar, gündüz ve gecenin eşit olduğu, binlerce yıldır hayatın başlangıç zamanı olarak kabul edilen Mart ayından başlamak üzere, Martius (Mart), Aprilis (Nisan), Maius (Mayıs), Junius (Haziran), Quintilis (Temmuz), Sextilis (Ağustos), September (Eylül), October (Ekim), November (Kasım) ve December (Aralık) idi.
Bu ay adlarından Quintilis’den (Temmuz), December’a (Aralık) kadar olanlar, 5, 6, 7, 8, 9 ve 10 rakamlarının Roma’lılarca telaffuz ediliş şekliydi yani, Mart başlangıçlı takvime göre bu aylar yılın 5′inci, 6′ncı, 7′nci, 8′inci, 9′uncu, ve 10′uncu aylarıydılar. Bu 10 aylık takvim geride hesaba katılmamış daha 60 gün bırakıyordu.
Yedek olarak bırakılan bu 60 gün sorun yaratınca, Janarius (Ocak) ve Februarius (Şubat) adları ile iki ay daha eklenerek takvim tamamlandı. Yani yılın ilk ayı Martius (Mart), son ayı ise Februarius (Şubat) oldu.
Asırlar sonra milattan 46 yıl önce Roma İmparatoru Julius Caesar (Sezar), muhtemelen politik sebeplerden takvimde bazı değişiklikler yaptı. On bir ayı 30 ve 31 gün olarak iki şekilde düzenledi, yılın son ayı olan Şubat’a 29 gün verdi, her dört senede bir Şubat’a bir gün ilavesini kabul etti. Ancak sonra nedendir bilinmez Janairus’u (Ocak) yılın ilk ayı olarak ilan etti. Böyle olunca da, her 4 yılda bir eklenecek bir günün, yeni durumda yılın ikinci ayı konumuna gelmesine rağmen Februarius’a (Şubat) eklenilmesine devam edildi.
Julius Caesar’ın beklenmeyen ölümünden (Sen de mi Brütüs olayı!) sonra, Romalılar bu çok sevdikleri imparatorlarının anısına Quintilİs (Temmuz) ayının ismini July olarak değiştirdiler.
Ondan sora tahta çıkanlardan, Augustus kendi şerefine, Sextilis (Ağustos) ayının adını kendi ismi ile değiştirerek, bu aya August adını verdi. Ama ortaya başka bir sorun çıkmıştı. Sezar’ın ayı 31 gün, Augustus’un ayı ise 30 gün çekiyordu. Sorunu yine imparatorun kendisi çözdü ve zaten 29 gün olan Şubat’tan bir gün daha alarak Ağutos’a ekleyiverdi. Böylece iki ay da eşitlenmiş oldu.
İşte size takvimin, niçin 12 ay olduğunun, ayların isimlerinin nasıl konduğunun ve niçin farklı sayıda günlerden meydana geldiklerinin, dört sene sonra eklenecek artık günün niçin yılın sonuncu değil de, alakasız bir şekilde ikinci ayına eklendiğinin küçük bir hikayesi.
Özellikle ortaçağda takvimler üzerinde o kadar oynanmıştır ki, yapılan bilimsel hesaplamalara göre, İsa’nın bugün kabul edilen Milattan, yani İsa’nın doğumundan yaklaşık 6 yıl önce doğduğu, 36 yıl yaşayıp Milattan sonra 30 yılında öldüğü ileri sürülmektedir.

Categories: Biliyormusunuz, Neden, İnsanoğlu Etiketler:,

biliyormusunuz.. pirelerin cam tavan sendromu

Ağustos 17, 2008 Hasan Gürsoy Yorum yapın

”Bir Şeyin imkânsız olduğuna inanırsanız, aklınız bunun neden imkânsız olduğunu size ispatlamak üzere çalışmaya başlar. Ama bir şeyi yapabileceğinize inandığınızda, gerçekten inandığınızda, aklınız yapmak üzere çözümler bulma konusunda size yardım etmek için çalışmaya başlar”

Dr. David J. Schwartz

Bilim adamları pirelerin farklı yükseklikte zıplayabildiklerini görürler. Birkaçını toplayıp 30 cm üksekliğindeki bir cam fanusun içine koyarlar. Metal zemin ısıtılır. Sıcaktan rahatsız olan pireler zıplayarak kaçmaya çalışırlar ama başlarını tavandaki cama çarparak düşerler. Zemin de sıcak olduğu için tekrar zıplarlar, tekrar başlarını cama vururlar. Pireler camın ne olduğunu bilmediklerinden, kendilerini neyin engellediğini anlamakta zorluk çekerler. Defalarca kafalarını cama vuran pireler sonunda o zeminde 30 santimden fazlazıplamamayı öğrenirler. Artık hepsinin 30 cm zıpladığı görülünce deneyin ikinci aşamasına geçilir ve tavandaki cam kaldırılır. Zemin tekrar ısıtılır. Tüm pireler eşit yükseklikte, 30 cm zıplarlar! Üzerlerinde cam engeli yoktur, daha yükseğe zıplama imkânları vardır ama buna hiç cesaret edemezler. Kafalarını cama vura vura öğrendikleri bu sınırlayıcı ‘hayat dersi’ne sadık halde yaşarlar. Pirelerin isterlerse kaçma imkânları vardır ama kaçamazlar. Çünkü engel artık zihinlerindedir. Onları sınırlayan dış engel kalkmıştır ama kafalarındaki iç engel varlığını sürdürmektedir. Bu deney canlıların neyi başaramayacaklarını nasıl öğrendiklerini göstermektedir. Bu pirelerin yaşadıklarına ‘cam tavan sendromu’ denir. Bir insanın gelebileceğine inandığı en üst nokta, onun cam tavanıdır. Cam tavanınız hayallerinizin tavan yüksekliğini gösterir. İnsan inandığına denktir. Yapabileceğini düşündüğü kadardır…

Categories: Biliyormusunuz Etiketler:,